Recent Posts

08 Kasım 2009

Nesnecilik Oyunu

ucu açık bir kalemin
dökmesini bekledim içini
sustum uzun bir zaman
dökülen kadınların sesini

konuştum bilmeden
çoğun ne konuştuğumu
konuştum umursamadan
dinleyen duvarları
neden sonra bir an
erkeğin duvara boyandığını
gördüm nesne rolü yapan
bir çok kadını

-sessizliğimi bozma çocuk
oyuncak gibi otur sandalyede
içimdeki gürültü yeterince
ağrıtıyor birçok başımı sinsice-

çocuklar nesne olmaktan hoşlanmıyor!
ağlayış sıçrayış yayılıyor kanepeye
Don Kişot gibi savaşıyor çocuklar
içimizin gürültülü sessizliğiyle.


Yel değirmeni durmadan dönüyor
insan konuşarak bazen susuyor
O vakit kesmeli şu dilimizi
Özneler nesne olmaktan hoşlanmıyor!

04 Kasım 2009

Özet


Sesim soluğum eskisi kadar çıkmıyor. Aslına bakarsanız bu aralar içimden gelmiyor.

Hamileliğimden dolayı iyice ağırlaştım. Bulduğum ilk fırsatta yazmaya çalışırken, artık fırsatları uykuyla değerlendiriyorum. Elimde değil, başımı koyacak bir yer bulursam ev, işyeri farketmez; hemen uykuya dalıyorum. Not: 32. hafta. İzne ayrılma vakti geldi!

Oturarak rahat edemediğim için internete de vakit ayırmıyorum.

Bir de böbreğimde taş çıktı. Bu sene iyi taş yaptı bedenim, yakında kendi evimi kendi taşlarımla inşaa edeceğim.

Yakın gelecekte taşınma işi gözüküyor. Son 3 yıldır bir şehirde 1 yıldan fazla kalamıyorum. Hangi leyleği havadayken gördüm, bir bulsam! Neyse, Ankara yakın görünüyor, çok yakın.

Denizi olmayan kentlerde yön bulamıyorum. Bir taraf deniz olmalı ama ne taraf? Ankara'nın neresi deniz?


29 Ekim 2009

10. Köy


Onuncu köye gelmek istemezdim ama işte geldim. Biliyorum, şu an hepiniz burada, benim yerimde olmak isterdiniz. “Doğruyu söylemenin” en büyük erdem olduğu bu köyde, herkesin mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşadığını sanıyorsunuz. Herkesin doğruları söylediği bir köyde yaşamak nasıl bir şey, elimden geldiğince anlatacağım size:


Bu köyün insanları son derece meşguldür. Çoğunluğu film afişlerinden fırlamış gibidir. Kendi içlerinde kendilerine bakışları tek ve özeldir. Hemen hepsi henüz keşfedilmemiş birer yıldızdır. Asla keşfedilemeyecek olmanın ezikliğini yaşarlar. Aralarından birinin keşfediliyor olmasına tahammül edemezler. Çünkü onlara göre, sıra kendilerindedir ve yeterince acı çekerek beklemişlerdir.

10. köylüler sürekli birbirlerini takip ederler. Kimin ne yaptığını, ne söylediğini, hatta niyetlerini bile flaş haber olarak yakın çevrelerine yayarlar. Bu köyde yaşayanlar için bir “ben” vardır, bir de “öteki.” “Biz” hali ancak aile içinde görülür. Cepleri hazır cevaplarla doludur. Bu köyde kazanmanın bir tek yolu vardır: Çuvaldız! Çuvaldızı kim daha çok kullanıyorsa; o kişi tehlikeli, yani bu köyün literatürüne göre ‘güvenilir’dir.

10. Köy, diğer bildiğimiz köylerden daha yoğundur. Herkes bir yerlere koşuşturur. Koşuştururken başkalarını izlemeyi ihmal etmezler. Bu köyde doğrular giderek yalana dönüşür. “Doğru” ilk ağızdan çıktığı anda kişinin niyetleriyle eğilip bükülür ve orjinalliğini yitirir. Doğruya ancak akıl verme eylemi sırasında rastlanır ve bu da çok sık yapılır. İnsanlar birbirini dinleyip anlamak yerine, anında akıl verme eylemine girişerek, karşısındaki kişi aptal yerine koyarlar. Nasihat yağmuruna tutulan kişi de bir başkasına aynı şeyi yapar. Böylece kimse kimseyi dinlememiş, anlamamış olur. Doğru, bu köyde yalnızca sivrilenleri törpülemek, küçültmek için kullanılan acıtıcı bir araçtır.

Bu köyün yazılı hiçbir kuralı yoktur ancak yazısız kuralları birer ayet gibidir; değiştirilemez, değiştirilmesi düşünülemez.

Kural 1: Kendin hakkında ya sen konuşursun ya başkaları.
Kural 2: Başkaları hakkında ya sen konuşursun ya da başkaları senin hakkında konuşur.
Kural 3: Başkaları hakkında başkasının ayıbıyla ilgili doğruları söyle, asla iftira atma.
Kural 4: İlla birini öveceksen, kendini öv.
Kural 5: Sen sen ol, sakın sen olma! Kendini sakla.
Kural 6: Boş duranı Allah sevmez, başkaları hakkında sürekli veri topla.
Kural 7: Sürekli işinin zorluklarından bahset, yoksa yan gelip yattığını düşünürler.
Kural 8: Kan kussan da belli etme.
Kural 9: İğneni at, o bir işe yaramıyor; çuvaldızını eline al başkalarına batırmaya hemen başla.

Gökten düşen 3 soruluk elmayla bitireceğim yazıyı; biri size, biri kendime, biri de Yaradana:

1- Nasıl, tanıdık geldi mi bu köy?

2- Onuncu köy, hiç de uzağımızda değil aslında. Hemen hemen hepimiz 10. köyün türevlerinde yaşıyoruz zaten. “Doğruyu söylemenin” bir yolunu bulmuşuz hepimiz. İnsanlar ceplerinde çuvaldızla dolaşıyor. Peki kendilerine batıracakları iğneleri nerede?

3- Münafık olduklarını bildiği halde, Peygamberin bunu onların yüzüne neden vurmadı Allah’ım?


28 Ekim 2009

Kahin Diyalogları -9- Peygamber

Adam karısına kendisine itaat etmesi gerektiğini anlatıyor, peygamber eşlerini örnek gösteriyordu.
Her hareketinin eleştirilmesinden ve dininin kadının lehine yönelik kurallarının ihmal edilerek sadece erkeklerin lehine yönelik kurallarıyla öğütlenilmesinden bıkan kadın patladı ve "Sen peygamber gibi ol, ben Hatice olurum!" deyiverdi.

24 Ekim 2009

Oh be...

Nihayet blogumun kumanda panelini açabildim. Kumanda panelinde sorun yok çok şükür ama ben bir hayli yoğundum.
Önce kızımla Ankara'ya gittik gezdik, dönünce de bir türlü fırsat olmadı bilgisayarın başına oturmaya.
Neyse, özlemişim blogumu:)))